
Hani dedim ya geçen gün “Hiç yazasım yok.” diye. İte bugün tam aksi. Pek bir yazasım var. Bir mutluluk var içimde, ilk yazı hevesi gibi. Parmaklarım dolaşıyor birbirine. Nedeni mi? İnanın bilmiyorum. Bir heyecan kapladı ama içimi. O zaman durmamalı, yazmalı. Ha unutmadan bu gece birkaç blog gezdim. Hani şu kalite kokanlardan. Okudum da bol bol.Böyle yazılar okumak insanı mutlu ediyor nedense. Gazete okur hissine kapıldım hatta bir ara. Blog işine bu kadar düşkün olanların varlığından haberim yoktu doğrusu. Hani bilirdim de bu kadarını tahmin edemezdim. Ama sayıları haylice çokmuş. Böyle yeni yerler keşfetmek bir kıpırdanış salıyor insanın içine. Hele bir de güzel yazılar varsa. Sık sık yapmalıyım ben bu gezintileri. Peşime takılmak isteyenler için yakın bir zamanda en beğendiklerimi burada listeleyeceğim. Hep beraber turlarız artık neti. Gece serinliğinde ama. Gündüzleri pek vaktim olmuyor sanal yürüyüşlere. Bu saatlerde (03:37) gezebiliyorum ben bu bahçeleri. Zaten uykuyla iyice düşman olduk. Bende yazılara verdim kendimi. Okumak iyi geliyor bana. Eğer bu yazıyı buraya kadar okuma sabrını gösterdiysen sana da iyi geliyordur. O zaman geziyoruz değil mi? Güzel. Neyse kaçar artık bu kız. Yapacak başka işleri, okuyacak yazıları var.
(Dip Karalama: Sonuç olarak bölümünü es geçtim diye bu yazıdan ders çıkarmayı unutma. Gezmek lazım diğer bloglarıda. ;)
11 Ağustos 2007 Cumartesi
Sanal Yürüyüşüm...
Karalayan
Cin Cücüğü
An:
18:16
0
yorum
Geçiştirilenler: blog, gezinti, sanal yürüyüş
Uyu(ya)madım...
Offf!... Nasıl uykusuzum anlatamam yaa!... Dün gece erken yatayım dedim ama uyuyamadım. Uykumda vardı ama sağ olsun sinek kardeş(!) uyutmadı. Dınlayası tutmuş gece gece. Tam uykuya dalacağım sırada bir “dınnnn….” Baktım böyle olmayacak. Kalktım oturdum. Televizyona falan baktım. Nedense bilgisayar açasım gelmedi hiç. Neyse sabah azanı okunuyordu artık. Gün doğmaya başlamıştı. Doğarken etrafı kaplayan o kızıllık yine muhteşemdim. Mavi ile kırmızının birbirini tamamlayan yanını gördüm aynı zamanda. Kızıl bulutlardan yukarı doğru bakınca hafif bir koyuluğu olan gökyüzü ve ince bir hilal şeklindeki ay!... Uykuya dalmadan önce görülesi rüyaydı sanki. Bunun üzerine daha neyin düşü kurulabilinirdi ki?... Fazla beklemedim ama pencerenin önünde. Uyumaya gittim. Uyudum mu peki? Belki… Yani buna uyumak denilirse. Sabah olmuştu artık. Gözlerimi açtığımda, kapalıymış hissi veren karanlık yoktu. Çok berbat bir huyumdur şu ışıkta uyuyamamak. Birkaç saatlik uykudan sonra uyuyamamanın verdiği rahatsız bir hisle kalktım. Gözlerim görülesi bir hâldeydi ama. Ramazan davulu misali –şişlikler neden ramazan davuluna benzetilir bu da hiç anlamadığım ayrı bir konu. Bir gün buna da değinelim. Unutturmayın.- gözlerle bakıyordum etrafa. Acıyorlardı daha doğrusu bir yanma hissi vardı. Tabi o da geçti bir iki saate kadar. Uykumda kalmamıştı zaten.
Sonuç olarak uykusuz bir gecenin rahatsızlığını bütün gün üzerimde taşımış ama uyuyamamıştım bir türlü. Ama en azından rüyamı görmüştüm…

