Geçen gün yine bir gezintiye çıktım blog dünyasında, bir de ne göreyim? Eline klavyesini alan “Nasıl Blogcu Olunur?” sorusunu sorgulamış. Kaç tane okudum hatırlamıyorum ama sayıları hatırı sayılır bir hâl almış. Açıkçası hiçbiri “İşte budur!” dedirtemedi. Ama hepsinin de haklı olduğu belli noktalar vardı. Ama bakıyorum yorumlara, herkes tav. Ya bende bir gariplik var ya daa…
“Peki” dedim “Benim kafamdaki ne?” Yoksa çok mu büyüdü benim burnum, neden beğenmiyorum kimseyi. Öyleyse bir gözden geçirmeli benim “Blogcu” anlayışımı.
Bir kere blog dedin mi güncel olacak. Kendisinden bir şeyler katacak blogcu yazdıklarına. Kendisini yazacak mesela. Oradan buradan arakladığı yazıları, bilmem hangi gazetenin manşetini değil. Peki, bunlar yazılmaz mı? Yazılır tabiî ki. Ama o yazılara kendinden bir şey eklersen, ne bileyim işte eleştiri bazında mesela. Ama kopyalayıp yapıştırmayacaksın o yazıyı bloga. (Sonra kolpa blog ödülü ahududuyu dayarlar önüne.) Bir de üslup çok önemli bir yazıda. Hani konu okunmayıp yanında yatılası bir yazı da olsa tarzın her şeyi değiştirir. Öyle bloglar var ki okurken elektronik bir eşyanın kullanım kılavuzunu okuyormuş (ki nefret etmişimdir hep bu kılavuzlardan) gibi hissediyorum. Ne kadar kasıyorlar olayı yahu. Rahat ol biraz. Biraz samimiyet koksun yazdıkların. Ha bir de konudan konuya atlama. Neyi anlatacaksan onu işle sadece. Öyle yazılar var ki, yazarken içinde kaybolunmuş adeta. Bir şey anlamadığın gibi kafan kazana dönüyor ve hışımla kapatıyorsun pencereyi. Bir de şu yazım hataları, yanlış kelime seçimleri… “Acaba bu arkadaş ne demek istedi burada?” gibi sorulara neden oluyor hatta bazıları. Hele bir de bir büyük bir küçük harfle yazanlar yok mu? Ya her şeyi bıraktım üşenmiyor musunuz o harfleri o hâle sokmaya? Sadece kirlilik başka bir şey değil. (Hazır yeri gelmişken söyleyeyim. Bu kelimenin doğrusu “Değil”. “Deyil” değil!) Bırakın yazınız sizi yansıtsın. Benliğinizi ve karakterinizi okuyucuya anlatsın. Öylesi daha bir makbule geçer.
Yazı olayı tamam herhalde. Şimdi sıra geldi şablona. Şablon dediğin sade olmalı bence. Adama bağlantı aratmamalı! Orasına burasına banner sokuşturulup, çingeneye benzetilmemeli. Anladık onları koyman gerek ama menüyü ikiye bölüp tam ortaya sıkıştırmak da nerden çıktı yahu. Mesela o tür eklentiler için yeni bir alan ayarlanabilir. Ziyaretçinin önüne yırtık dondan düşer gibi çıkmasın da. Bir de renkleri var tabi bu şablonun. Onlar da uyumlu olsa hiç fena olmaz hani. Göze hitap etse kötü mü olur yani?
Son olarak reklâmlar. (Konu bitti de reklâmımız eksikti sanki) Ben hiç sevmemişimdir şu reklâm işini. Blogum benim için hep özeldi ve üzerinden para kazanmak bana hiç hoş gelmedi. Ama bazıları öyle güzel oturtturuyor ki reklâmları da. Şablonla bütünleşiyor resmen. Yapacaksan sen de öyle bir şeyler yap. Yukarda anlattığım banner olayına dönmesin. Ama öylede olsa istemem ben onlardan. Bizim ki non-stop yayın canım.
Peki bloglama işlemini gerçekleştirince blogcu olundu mu? Tabiî ki hayır! Bu işin bir de yorum bölümü var canım benim. Eğer gerçek bir blogcuysan yorum yazmayı da bileceksin. Peki neye göre yazılır bu yorum? Elbette ki okuduğun yazıya göre ama yorumu okuyacak arkadaşın kim olduğu da önemli. Yazısından anlarsın zaten az çok nasıl bir olduğunu. Ona göre, onun zevkine hitap edecek bir şeyler yazmalısın. Hani bazı yorumlar vardır, kalıplaşmış. “Ellerinize sağlık”, “Yüreğine sağlık”, “Süper bir yazı”, “Tebrik ederim”, “Başarılarının devamını dilerim” … Daha da uzar böyle. Bunlar insana “Neyse, yazmış ya ona bak” dedirten hissiz yazılardır, kukladır, plastiktir, yenmez! Bir de bunlardan beteri var tabiî. Onlar da şu reklâm yorumları. Adam hiç bir yorumda bulunmaz. Aslında zahmet edip okumamıştır bile. Sadece blogunun kısa tanıtımını yazıp bir davetiye bırakır ki gereksizdir bu. Zaten iyi bir blogcu yorumları cevapsız bırakmaz, bırakmamalıdır. O kişi senin yorum yazma inceliğine aynı incelikle cevap verecektir zaten. Bu hareket niye? Ve o reklâmlar aslında ölüdür. Nefret olayıdır. Mide bulandırır. “Yazmasan daha iyiydi” dedirtir ve hatta silinir. Güzel yorum yazıda anlatılmak istenen duygu ya da düşünce ne bileyim işte aktarılmak istenen şeyin kalbini bulup fikrini beyan etmektir. Ama katılırsın, ama katılmazsın. Fakat yorum kirliliğinden daha iyidir katılmamayışını belirtişin.
Şimdi her şey tamam olduğuna göre gelelim ziyaretçi olayına. Aslında sen bunları yapınca ziyaretçi zaten gelecektir. Özellikle yorum yapmak çok önemli bu konuda. Onun dışında başka siteler de (Blograzzi, Blog Yazarları ya da bir sürü toplistler ) var blogunu tanıtabileceğin ama en etkili yol yorumlardır.
Ooooo… Çok yazmışım yine yahu. Elimin de ayarı yok hani. 
Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuma sabır ve cesaretini gösterdiysen gerçekten tebrik edilesi insansın demektir.
Ve bu yazının üzerine güzel bir örnek lazım değil mi? Öyleyse hadi zupermen’e
(Dip Karalama: Bütün bunları yapıp da hâlâ adam yerine konmamanız söz konusu ise bu tamamen sizin yeteneksizliğinizden kaynaklanıyor demektir. Hiçbir sorumluluk alamam. )

